19 Mart’tan bu yana içinde olduğumuz eylem süreci, kelimenin tam anlamıyla bir kitle hareketi olarak gerçekleşiyor. Kendi yolunu çizmeye çalışan, öfke ve el yordamı ile yol alan bir dev dalganın içindeyiz. Sokakta ilk kez eylemlere dahil olan on binlerce sıra arkadaşımızla birlikte ses yükselttik. İÜK (İstanbul Üniversiteler Koordinasyonu) bu aşamada yine kendiliğinden ve çok hızlı şekilde ortaya çıktı. Yön vermeye çalıştığımız; anlamaya ve uygun yöntemler geliştirmeye çalıştığımız bir deneyim yaşandı ve yaşanmaya da devam ediyor.
Bu yeni eylemci kuşağın solun bir anda tüm sembol ve hareket biçimlerine uyum sağlamasını beklemek ne yazık ki mümkün değil. Yalın bir demokrasi ve adalet talebi ile sokaklara çıkan yüz binler fikirsel olarak da oldukça heterojenlik gösteriyor. Gün gün gelişen, öğrenen, öğrendikleri ile ilerlemesi mümkün olacak olan gençliğe bir şeyler sunabilmek de ancak anlamakla, bir şekil verme çabası ile mümkün olabiliyor.
Maçka Parkında başlayan ve Şişli Belediyesi önünde sonlanan eylemde yaşananı bu çerçeve dışında anlamak mümkün değildir. İÜK’nin çağırısıyla on binlerce arkadaşımız sokaklara çıktı. Örgütlü sol kesimin oldukça az sayıda kaldığı ortamda milliyetçi bir grup provokatör, flama açan DGB, SGDF ve Kaldıraç’a yönelik fiziksel saldırı girişiminde bulunduğunda saldırıyı önlemek için fiziksel tüm çaba gösterildi. Bu anlamda saldırı boşa çıkarılmıştır. Diğer taraftan bahsi geçen sol gruplar, örgütlü sola göre sayıca çok olan ancak binlerce öğrencinin arasında da bir avuç kalan bu güruhun yarattığı sorunlara karşı doğru bir tutum almamıştır.
“Bizi bölmek istiyorlar diye hedef gösterildik” iddiasıyla olayı manipüle edip üste çıkmaya çalışanlar böylesine büyük ve tarihsel eylemde gerekli örgütçü davranışı flama taşımaktan ibaret sanarak ne yazık ki yanlışta ısrar ediyor. Boykot komitelerinde, eylemlerin hazırlanmasında yer almayan arkadaşlar ortak iradeyi çiğneyerek eyleme öncülük eden sosyalistlerin, hatta CHP’nin bile tek bir bayrak getirmediği bir eylemde bayrak açmayı zorlayarak tüm solu zor durumda bırakan kötü bir tarzda ısrar etmekte. Eleştiride bulunduğunu söyleyen gruplar, sağcı grupların provokasyon yapma planlarına karşı örgütçü ve devrimci bir refleks geliştirmek noktasında sorumlu davransa kitlelerin derli toplu hareket etmesinde de daha büyük katkı sağlayacaktı. Asıl sorgulanması gereken şey budur. Böylesi bir eylemin sosyalistlerin liderliğinde yürümesini zerre önemsemeyip, kitlenin gerçekliğini zerre önemsemeyip bayrak açma zorlamasını dayatmak dar bir bakış açısıdır. Kitleleri bayrak göstererek devrimcileştireceğini sanmak, kendisini en devrimci göstermek en hafif tabirle dar grupçuluk tezahürüdür.
İÜK’nin doğal sınırlarını ve gerçekliğini gözetmeden; hareketin geldiği noktada enerjiyi en iyi şekilde nasıl örgütlerizi düşünmeden ilerlemek mümkün olmayacaktır. AKP’nin yüzlerce arkadaşımızı tutukladığı, bir hafta boyunca her sabah evlerimizin basıldığı bir ortamda sosyalistler kitlenin gerçekliğine uygun biçimlerle sürece müdahale etmek zorundadır. Bu görev, ortak hareket iradesini ve sorumlu davranışları sergilemeyi de en acil şekilde bizlere dayatmaktadır.